Ara
  • Av. İlhan Subaşı

Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü ve Tazminat Sorumluğu

Güncelleme tarihi: 22 Oca 2019

Tıbbi müdahalelerle ilgili olarak hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun hasta tarafındaki karşılığı olarak da hastanın hekimden bilgi edinme yükümlülüğü vardır. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirmemesi durumunda, hekim açısından birtakım hukuki sonuçlar meydana gelmektedir. İhlalin somut şartlarına göre bu sonuçlar, hekimin ceza hukuku, idare hukuku, özel hukuk ve meslek kuralları çerçevesinde (mesleki sorumluluk) sorumluluğu şeklinde ortaya çıkabilir. Ancak çalışmamız kapsamında incelenecek olan sorumluluk türü, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi sonucu özel hukuk kapsamında meydana gelen sorumluluğudur.

Geleneksel tıp anlayışında hekim, kendisine duyulan yüksek güven sebebiyle tıbbi müdahaleyle ilgili kararları tek başına vermiş, bu konuda adeta hastanın kaderinin belirleyicisi durumunda olmuştur. Modern tıp ve hukuktaki gelişmeler ise bu anlayışın terk edilmesine ve hasta-hekim işbirliğini temel alan yeni modellerin geliştirilmesine yol açmıştır. Bu yeni anlayışa göre, kişinin sadece var olmakla edindiği kişilik hakları bulunmaktadır. Yaşam, vücut bütünlüğü, vücut dokunulmazlığı, sağlık hakkı ve kendi geleceğini belirleme hakkı gibi hakları kendisine karşı yapılacak müdahalelerin ancak onun onamıyla (rızasıyla) yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Tıbbi müdahalenin kendisi de kişinin bu haklarını ilgilendiren müdahalelerden olduğundan dolayı, onam bu hakların garanti altına alınmasında önemli rol oynamaktadır. Tıbbi müdahalenin alternatiflerinin farkında olmayan ve bu şekilde de kendisine tercih hakkı tanınmayan hasta kendi geleceğini belirleme hakkından mahrum kalmış olur. Bunun yanında kişinin bedeninin tek sahibinin yine kendisi oluşu, onun bedenine kendisinin izni olmadan kimsenin dokunamaması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Onam, aynı zamanda kişinin yaşam hakkı ve onun tamamlayıcısı sağlık hakkının da güvencesidir.

Peki, hasta neye onam verdiğini nasıl bilecek? Bu noktada hastanın kendisine uygulanacak olan tıbbi müdahale hakkında bilgilendirilmiş olması büyük önem kazanmaktadır. Kendisine yapılacak olan tıbbi müdahale hakkında aydınlatılmamış ve bilgisi bulunmayan hastanın vereceği onamın sağlıklı olacağı düşünülemez. Hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü tıbbi müdahaleye onamın ön şartlarından biridir. Aydınlatmaya dayanmayan bir onam hukuken geçersizdir. Bu nedenle kişinin müdahale hakkında aydınlatılması en az müdahaleye vereceği onam kadar önemlidir. Kullanımı bundan sadece yarım asır öncesine dayansa da, bugün hem doktrinde hem uygulamada, aydınlatma yükümlülüğü ve onam denilen birbirleriyle sıkı ilişki içindeki bu iki kavramı birleştiren aydınlatılmış onam (informed consent) kavramı kullanılmaktadır. Aydınlatılmış onam, kişinin kendi bedenine yapılacak olan her türlü tıbbi müdahaleyi yararları, riskleri ile beraber bilmesi gerektiği görüşüne dayanır. Hekim, kişilik haklarını koruma amaçlı olarak hastasına müdahale hakkında tatmin edici düzeyde açıklamalar yapmalıdır. Hastanın, kendisine açıklanan bu bilgileri hiçbir duraksamaya mahal bırakmadan anlamasından sonra tıbbi müdahaleyi kabulü durumunda hastanın müdahaleye hukuken geçerli bir onam verdiğinden söz edilebilecektir. Aydınlatma ve onam konuları birbirleriyle bu kadar sıkı ilişki içindeyse de çalışmamızın esas konusunun hekimin aydınlatma yükümlüğü ve bundan kaynaklanan hukuki sorumluluk olmasından dolayı bu çalışmada daha detaylı olarak incelenecek olan aydınlatma yükümlülüğüdür. Ancak konunun bütünlüğü açısından gereken yerlerde onam konusuna tekrar değinilecektir.

Hekimin aydınlatma yükümlüğünün taşıdığı büyük önem dolayısıyla bugün bu konuda ulusal, uluslararası ve mukayeseli hukukta birçok düzenleme ve bildirge mevcuttur. 1981 yılında Lizbon'da Dünya Hekimler Birliği tarafından yayımlanan Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi, Amsterdam Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesinin İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi, Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü Ana Sözleşmesi bu konudaki bazı uluslararası bildirge ve düzenleme örnekleridir. Mukayeseli hukukta bu konuda kanunlaştırma eğilimi giderek artmaktadır. Son durum itibarıyla Alman, Fransız, Amerikan, İngiliz Hukuklarında aydınlatma yükümlülüğünü açık şekilde düzenleyen kanunlar mevcuttur. Ülkemizde ise bazı özel tıbbi müdahaleler açısından hekimin aydınlatma yükümlülüğünü açıkça düzenleyen kanun hükümleri mevcutsa da bu yükümlülüğü genel olarak düzenleyen bir kanuni düzenleme henüz mevcut değildir. Kamuoyunda Malpraktis Kanun Tasarısı olarak bilinen Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanunu Tasarısında aydınlatma yükümlülüğü ile ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Şimdiki durum itibarıyla ise konuyu düzenleyen en üst mevzuat hükümleri halen yönetmelik düzeyinde olup bu hükümler Hasta Hakları Yönetmeliğinde bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Hasta Hakları Şubesi tarafından bir bilgilendirilmiş rıza yönetmelik taslağı hazırlanmışsa da bu taslak henüz gerekli prosedürlerden geçirilerek yönetmelik olarak çıkarılmış değildir.

Aydınlatma yükümlülüğünün konusunu, hastalığa dair tıbbi bulgu ve teşhis, müdahalenin türü ve içeriği, varsa tedavi alternatifleri ve müdahale şekilleri, müdahalenin acilliği, yan etkileri, riskleri, müdahalenin sonuçları, müdahalenin yapılmaması durumunda ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlar oluşturmaktadır.

Aydınlatmanın sayesinde hastanın tıbbi müdahaleye yönelik rızası sağlıklı olarak meydana gelmiş olur. Bu şekilde hasta, tıbbi müdahalenin objesi olmak yerine süjelerinden biri durumuna geçer. Tıbbi müdahalenin yapılıp yapılmayacağı, duruma göre bunun ne şekilde gerçekleştirileceği ve kendi geleceği hakkında da kendisinin karar vermesi gibi olanaklara kavuşur. Böylelikle hasta müdahalenin avantaj ve dezavantajlarını tartabilecek duruma gelmiş olur.

Doktrinde aydınlatmanın çeşitli türleri geliştirilmiştir. Başlıca türler, tedavi (güvenlik) aydınlatması ve otonomi (karar) aydınlatmasıdır (teşhis, süreç, riziko aydınlatmaları). Güvenlik aydınlatması hastanın rızasını alma amacına yönelik bir aydınlatma değildir. Doktrinde tedavi aydınlatması, koruma aydınlatması, uyarı yükümlülüğü gibi adlarla da geçmektedir. Burada hekimin aydınlatma yükümlülüğü ile hastanın sağlığına yönelik menfaatlerinin gerçekleştirilmesi amaçlanır. Bu bağlamda, güvenlik aydınlatmasıyla ulaşılmak istenen amaç, hastayı kendi durumu, ilaçların etkileri ya da iyileşme sürecinin işleyişi konusunda bilgilendirmek suretiyle, hastanın, işin özüne uyan ve doğru davranışta bulunmasını, tedavinin başarısı veya sağlığa yönelik tehlikelerin önlenmesi için belirli davranış şekillerine uyulmasını sağlamaktır. Otonomi aydınlatması, hastanın serbest iradesiyle ve kendi sorumluluğunun bilincinde olacak şekilde tıbbi müdahale hakkında karar vermesini ve rızasının sağlıklı şekilde temin edilmesini amaçlamaktadır. Bunun için hastanın teşhis, süreç ve rizikolar konusunda aydınlatılması şarttır.

Aydınlatmanın kapsamı, Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15. maddesinde genel hatlarıyla çizilmiştir. Bu maddeye göre hastaya hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, muhtemel komplikasyonları, reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında bilgi verilir.

Aydınlatmanın kapsamı duruma göre genişleyebilir veya daralabilir. Tıbbi müdahalenin aciliyet ve zarureti, rizikonun ağır olması, tıbbi müdahalenin telafisi imkânsız neticeler doğurma ihtimalinin bulunması, tıbbi müdahalenin ivediliğinin yüksek olması, hastanın psikolojisinin olumsuz etkilenmemesi için hekimin tedavi ayrıcalığını kullanması, hastanın aydınlatmanın kapsamının dar tutulması yönündeki açık ve doğrudan talebinin olması aydınlatma yükümlülüğünün kapsamının tayininde etkili olan faktörlerdir.

Aydınlatılması gereken kişi kural olarak bizzat hastanın kendisidir. Hasta temyiz kudretini haiz değilse, bu durumda hastanın velisi veya vasisi aydınlatılmalıdır. Aydınlatmanın yükümlüsü ise hekimdir. Hekim bu görevi ancak başka bir hekime devredebilir.

Aydınlatma belli bir şekle tabi değilse de ispat kolaylığı açısından aydınlatma yazılı yapılmalıdır. Ancak hastanın somut durumuyla ilgili olmayan, matbu hazırlanan formlar geçerli bir aydınlatma için yeterli değildir. Hastanın önce sözlü olarak aydınlatılması, sonra ise bunun yazıya dökülmesi en yararlı ve uygun aydınlatma şekli olacaktır.

Hastanın onamını almaya yönelik aydınlatmanın geçerlilik şartlarından biri de aydınlatmanın tıbbi müdahalenin öncesinde, hastaya düşünüp sağlıklı bir karar vermesi için gerekli sürenin bırakılarak yapılmış olmasıdır.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğü bazı durumlarda ortadan kalkmaktadır. Hastanın aydınlatılmaktan yazılı olarak vazgeçmesi, bazı fiili zorunluluk durumlarının bulunması, aydınlatmanın hastanın psikolojisi üzerinde olumsuz etkide bulunarak hastalığın düzeyini arttırma ihtimalinin bulunması durumlarında hastayı aydınlatma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Hekim daha önce yapmış olduğu aydınlatmanın doğru olmadığının farkına varırsa, aydınlatmayı düzeltme zorunluluğu vardır. Hekim yeni durumu derhal, lehine veya aleyhine olmasına bakmaksızın hastaya bildirmelidir. Özellikle hayati tehlike arz eden hastalıklara ilişkin yanlış bilgilendirmelerde bu husus çok daha önem arz etmektedir.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi durumunda özel hukuk kapsamında hekime karşı tazminat talebi doğabileceği gibi hekimin aydınlatmayı yerine getirmesi de talep edilebilir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali sonucu ortaya çıkan zararları maddi ve manevi zarar şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutmak mümkündür.

Hekimin bu konudaki hukuki sorumluluğunun dayanaklarının başında sözleşme gelmektedir. Hekim ile hasta arasındaki ilişkide çoğunlukla tedavi sözleşmesi veya hekimlik sözleşmesi denilen bir sözleşme mevcuttur. Bu sözleşme ile hekim tedaviye yönelik yükümlülüklerinin yanında, bir de yan edim yükümlülüğü olarak tıbbi müdahale öncesinde hastayı tıbbi müdahale konusunda aydınlatmayı üstlenmektedir. Tedavi sözleşmesinin hukuki niteliği doktrinde tartışmalıdır. Bu konuda dört temel görüş ileri sürülmüştür: Tedavi sözleşmesinin vekâlet sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, eser sözleşmesi ve kendine özgü bir sözleşme tipi olduğu şeklindeki görüşler. Vekâlet sözleşmesi görüşü doktrinde ağırlıklı olarak savunulan görüştür.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi durumunda sözleşmeye dayalı olarak tazminat sorumluluğunun şartları, tedavi sözleşmesinin varlığı ve geçerli olması, akdi bir yükümün ihlali olarak aydınlatma yükümlülüğünün ihlali, zarar, kusur ve illiyet bağıdır.

Hekimin tazminat sorumluluğunun başka bir dayanağı haksız fiil olabilir. Hekimin hukuka aykırı bir şekilde aydınlatma yükümlülüğünü kusuruyla ihlal ederek bir zarara sebep olması bu sorumluluğun meydana gelmesi için yeterlidir.

Hekimin tedavi sözleşmesi görüşmeleri sırasında hastasını aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ederek zarara sebep olması durumunda hekimin culpa in contrahendo kapsamında sorumluluğu doğabilir.

Hastanın aydınlatılmaya ve onam alınmaya müsait olmadığı tıbbi zorunluluk durumlarında, acil hallerde şayet hekim varsayılan onamdan hareketle tıbbi müdahalede bulunur ve sonrasında tıbbi müdahale hakkında hastasını gerektiği şekilde aydınlatmamasından kaynaklı olarak hasta bir zarara uğrarsa hekimin sorumluluk çerçevesi vekâletsiz iş görme hükümleri olacaktır.

Bazı durumlarda ise hekimin kusuru bulunmasa da, çalıştırdığı veya kendine yardım eden bir başka hekim aydınlatma yükümlülüğünü ihlal eder ve zarar meydana gelirse, hekimin bu zarardan hukuki sorumluluğu doğabilir. Hekimin sorumluluğunun şartlarının belirlenmesinde adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluk veya yardımcı şahsın fiilinden sorumluluk hükümleri bu konuda yol gösterici olacaktır.

Meydana gelen zararı gidermekle sorumlu kişiler, hastanın hekime doğrudan veya özel hastane aracılığıyla veya kamu hastanesi aracılığıyla başvurması durumlarına göre farklılık gösterecektir.

Hastanın malvarlığında meydana gelen zararlar maddi tazminatın, kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmeler ise manevi tazminatın kapsamını belirler. Tazminat genellikle bir miktar paranın verilerek kişinin zararlarının giderilmesi şeklinde olacaktır.

Aydınlatma yükümlülüğünü ihlali iddiasıyla tazminat talebiyle karşılaşan hekim, aydınlatmayı yerine getirdiğini ispat ederek veya bazı durumlarda kusursuzluğunu ispat ederek veya TBK. 66. maddedeki şartları yerine getirerek veya hastanın ortak kusurunun kendi sorumluluğunu kaldıracak düzeyde olduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

Hekimin aydınlatma yükümlüğünü ihlaline dayanan tazminat taleplerinde hasta lehine ispat kolaylıkları mevcuttur. Aydınlatmanın gerçekleştiğini ispat yükü hekimde olup hekim aydınlatmayı yapmış olduğunu her türlü delille ispat edebilir.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle meydana gelen maddi ve manevi tazminat alacakları Borçlar Kanunundaki zamanaşımı sürelerine tabi alacaklardandır. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlalinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarına uygulanacak zamanaşımı süresi tazminat taleplerinin hukuki dayanağına (kaynağına) göre tayin edilir.

678 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Türk Ticaret Kanunu, senette(bono) keşidecinin(düzenleyen) imzasının bulunmasını zorunlu unsur olarak aramıştır. Ancak; uygulamada senette çift imzanın bulunduğuna sıklıkla rastlarız. Peki, çift imza